Uzun zamandır aklımda olan şiir incelemelerinin ilkiyle karşınızdayım. Beğendiğim ve üzerine düşündüğüm şiirleri buraya notlar alarak incelemeyi planlıyorum. Ahmet Haşim, “Merdiven” şiirinde sembolist anlayışa uygun olarak kapalı ve çağrışıma açık bir dil kullanır. Özellikle renkler (güneş rengi, sular sarardı, kızıl havalar, kanlı bülbüller, tunca benzeyen mermer) ve doğa unsurları (yaprak, sema, sular, güller, bülbüller) şiirin imge dünyasını zenginleştirir.
Ahmet Haşim’in “Merdiven” Şiirinin Tahlili
“Merdiven” şiiri yaşlılık ve ölüm temalarını güçlü imgelerle işliyor. Hem yapısıyla hem de içeriğiyle benim hep aklımda olan bir şiir olmuştur. “Merdiven” şiiri, dış yapı olarak iki üçlük ve iki beyitten oluşur. Bu yapı, 3+2+3+2 şeklinde bir diziliş gösterir. Şiir, aruz vezninin “Mefâilün Feilâtün Mefâilün Feilün (Fa’lün)” kalıbıyla yazılmıştır. Kafiye düzeni incelendiğinde, ilk üçlükte “-enlerden”, “-yaprak”, “-ağlayarak” kelimeleri arasında tam ve zengin kafiyeler görülürken, redifler de ahengi güçlendirir. Diğer bölümlerde de “solmakta”, “olmakta”, “dolmakta” gibi kelimelerle “-makta” redifi ve tunç kafiye kullanımı dikkati çeker.
Şiirin ana teması insan ömrü, yaşlılık ve ölümdür. “Merdiven” imgesi, hayat yolculuğunu temsil ediyor. Bu merdivenlerden “ağır, ağır çıkmak”, yaşamın yavaş yavaş tükenişini, yaşlanmayı ifade etmekte. Emir kipiyle başlayan ilk dize (“Ağır, ağır çıkacaksın…”) aslında bir yazgıyı, kaçınılmaz bir süreci ifade eder. “Eteklerdeki güneş rengi bir yığın yaprak” ifadesi ise geçmişteki güzel günleri, anıları simgeler.
Sular sarardı… yüzün perde perde solmakta,
“Suların sararması” ve “yüzün perde perde solması”, yaşlılığın ve ölüme yaklaşmanın fiziksel ve ruhsal belirtileridir. Bu dizede, suların sararması, güneşin batışına ve günün sonuna işarettir. Aynı şekilde “yüzün perde perde solması” da insanın yaşlanması, canlılığını yavaşça yitirmesini ifade ediyor.
Kızıl havâları seyret ki akşam olmakta…
“Kızıl havalar” ve “akşam olmakta” ifadeleri ise hayatın sonuna gelindiğini, ömrün akşamına varıldığını güçlü bir şekilde vurgular. “Kızıl hava” güneşin batışıyla oluşan renkleri anlatır ama aynı zamanda yaşama veda ederken ortaya çıkan güzellikleri de simgeliyor.
Eğilmiş arza, kanar, muttasıl kanar güller;
“Arz” yer, yeryüzü demektir. Güllerin yeryüzüne doğru eğilmesi ve kanaması, onların kırmızı rengini kanla özdeşleştirir. “Muttasıl” yani sürekli, durmadan. Burada hem görsel bir izlenim hem de duygusal bir mecaz vardır. Güller aslında kanamaz ama görüntü öyleymiş gibi gelir.
Durur alev gibi dallarda kanlı bülbüller,
Bülbül, Türk şiirinde genellikle aşk, aşık ve hüzünle özdeşleşmiş bir kuştur. Burada “kanlı bülbüller” ifadesi, ya mecazi olarak aşk acısıyla kan ağlayan bülbülleri ya da gün batımının kızıllığında bülbüllerin öyle görünmesini anlatır.
Sular mı yandı? Neden tunca benziyor mermer?
“Sular mı yandı? Neden tunca benziyor mermer?” soruları, şairin aslında bildiği bir durumu hayretle sorgulaması şeklinde tecâhül-i ârif sanatına örnektir. Güneşin yansımasıyla sular alev alev görünür. Bir diğer açıdan bu sorular aslında doğadaki görüntülerin ardında bir ruh halinin dışa vurumu ve şair burada dış dünyadaki renk değişimlerinin içsel bir sarsıntı olarak hissedilmesini anlatıyor olabilir.
Bu bir lisân-ı hafîdir ki ruha dolmakta,
“Lisân-ı hafî” yani gizli dil, sessiz dil. Bu dize çok önemli çünkü şair doğanın ve akşamın bir konuşma biçimi olduğunu basitçe söylüyor. Doğa konuşmaz ama insan ruhu bu renklerden, bu görüntülerden bir anlam çıkarmalıdır denmekte. Akşamın kızıllığı, mermerin rengi, güllerin kan gibi görünmesi aslında doğanın insanla, insanın ruhuyla konuşmasıdır.
Kızıl havâları seyret ki akşam olmakta…
Bu tekrar dizesiyle şiir döngüsel olarak kapanıyor. İlk bölümde de geçen bu dize, şiirin duygusunu pekiştiriyor: Akşam, hem günün hem hayatın sonudur. Kızıl hava, hem görsel güzellik hem de sona yaklaşmanın habercisidir. Bu çağrı hem izleyiciye hem şairin kendisine yapılır: “Bu anı fark et. Güzelliğiyle, hüznüyle seyret. Çünkü geçiyor…”